4 Haziran 2009 Perşembe

Finaller birer birer...*

Her dönem tekrarlanan bir kabus... Az kaldı, ha gayret, sık dişini ve benzeri faydasız direniş sözcükleriyle sonuna ulaşılmaya çalışılan haftalar silsilesi... 4 gün kaldı büyük güne. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen 4 gün. O 4 günün sonunda üzerime çökecek olan kocaman bir boşluğun beni beklediğini bile bile şu 4 gün biterse dünyanın en mutlu insanı olacağımı düşünmeye devam ediyorum. Okunmayı bekleyen yığınla sayfa yatağın üstünde yarı toplu yarı dağınık bir vaziyette ne zaman onlara geri döneceğimi merak etmekle meşgul. Daha başlanmamış makale adayı ise benden umudu kesmek üzeredir herhalde. Şimdi uyumak, yarın sabah erkenden kalkıp paleografya sınavına çalışmak lazım. Finallerden sonra görüşmek üzere...

---------------------------------------------------
*Başlığı, Badem'in Hayaller şarkısına uyarlamaya çalışıp başaramadığımın göstergesi olan üç nokta.

28 Mayıs 2009 Perşembe

Uzun bir aradan sonra yeniden KURBAN


2005 baharında çıkardıkları İnsanlar albümünün ardından dağılma kararı aldıklarını duyunca, çok güzel bir albüme yazık ettiklerini düşünmüştüm birçok Kurban dinleyicisi gibi. Albümün heyecanı yerini hayalkırıklığına bırakmıştı çünkü o zamana kadar hiçbir Kurban konserine katılmamıştım ve yeni albümlerini heyecanla alıp dinlediğim grup bir daha asla konser vermeyecekti. O hayalkırıklığıyla albümün yüzüne bakmaz oldum, ta ki birkaç hafta önce Y.T.Ü.'nün bahar festivali kapsamında sahne alacaklarını duyana kadar... Albümü dört sene sonra raflardan indirip yeniden cd çalarıma taktım. Ve dün gece Y.T.Ü.'nün güzel kampüsünde hiçbir zaman canlı dinleyemeyeceğimi düşündüğüm Kurban'ı yanımda çok sevdiğim insanlarla birlikte dinledim. Aradan geçen dört sene hiç geçmemiş gibiydi. Kurban, İnsanlar albümünü yeni bitirmiş, biz de albümün keyfini henüz tam çıkaramamış dinleyiciler olarak ilk kez canlı dinlemenin tadına varıyor gibiydik. Üstelik bir de yeni albümün müjdesini alıp, yepyeni şarkıları ilk kez canlı canlı, tam dinlenmesi gerektiği gibi, dinleyince Kurban'ın kaldığı yerden devam ettiğine tamamen ikna oldum. Kurban geri dönmüş, onları sevmeyenlere ilk albümlerinin sonundaki gibi “Ne oldu? Bitti sandın dimi? Bu ses biter mi? Kesilir mi bu ses? Bu sesi kesmek kolay mı?" diyordu sanki, bize ise gaza getirir bir tonla "Nerde kalmıştık?"

21 Mayıs 2009 Perşembe

Japon Öğrencilerin Gösterisi

18 Mayıs pazatesi günü, devam etmekte olan Sportfest dahilinde Türkiye'deki Japon okullarından birinden gelen öğrencilerin gösterisine tesadüfen şahit olduk. Bu da o gösteriden küçük bir görüntü.

video

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Sana...

"Bir şeyi gerçekten çok istersen onu gerçekleştirebilmen için bütün evren işbirliği yapar." diyor Paulo Coelho 'Simyacı' da. Peki ya "bir şeyi çok istersen olmaz" lafı nerde kaldı? Hangisi doğru hangisi yanlış? Bir şeyin olmasını istiyorsan onun gerçekleşmesi için onu çok istemen mi lazım, yoksa çok istememen mi? Olmasını istediği bir şeyi istemeyebilir mi insan?

Son zamanlarda planladığım hiçbir şeyi gerçekleştiremez oldum. Bunların hepsi de çok istediğim şeylerdi. Biliyorsun sen de. Beraber yapılacak güzel şeyler... Hepsi birer birer kaçtı ellerimizden. Yeterince istemedik diye mi olmadı, yoksa çok istedik diye mi? Çok istedik diye mi aramadı beklediğimiz insanlar, yoksa yeterince istemedik diye mi? Kendimizi çok önemsediğimiz için mi hayalkırıklığına uğradık, yoksa hayalkırıklığına uğradığımız için mi kendimize verdiğimiz önem azaldı? Gereğinden çok mu hırslandık hep en iyilerinden biri olmak için, yoksa başarısızlığa uğradığımız için mi yetinemedik çabalarımızla? Sen, yenildiğini sandığın için mi çekip gittin, yoksa çekip gittiğin için mi yenildin?

Belki de hepimiz unutuyoruz.. istediğimiz bazı şeyler olmuyorken bazıları da oluyor aslında. O kadar körleşiyoruz ki onların varlığını fark edemiyoruz bile. Başarıyla başarısızlık, yengiyle yenilgi hepsi bir arada değil mi zaten? Neden hep kötümseriz? Neden arayanları değil de aramayanları düşünürüz? Soruyorum sana, bir gün unutulmak ömür boyu unutulmak demek midir? Ve bir insan, değeri böyle küçük detaylarla belirlenecek kadar değersiz midir?

Yanında mutlu olduğun insan mutlu olmanı istiyor..

Yazmak..

Yazmak her zaman tehlikelidir. Yazı her zaman delile dönüşme olasılığı taşır. Söz unutulabilir ama yazı hiç beklenmedik anda bir yerden çıkar ve başınıza bela olur. Siyasi görüşleriniz bir darbe yönetiminin eline geçebilir, eski aşkınıza yazdıklarınızı sevgiliniz ya da eşiniz bir yerlerden bulup okuyabilir. Üç İstanbul'un Süheyla'sının Adnan'a yıllar önce yazdığı intikam mektubunu Adnan'ın hatırlaması gibi... O yazılanların unutulması için Süheyla gibi çabalarsınız ama Adnan o mektubu bir tartışmanın en şiddetli anında hatırlar ve olan olur.

Yazmak tehlikelidir. Yazmak kendini göstermektir çünkü. "Ben burdayım, benim böyle bir hayatım var ve hayata bu şekilde bakıyorum." demektir. Yazmak her türlü otoritenin gözünün içine girmektir. Her an onların yemi olmayı göze almaktır. Peki kimin gözüne görünmek için yazıyoruz o zaman? Kendimizi kime ispatlamaya çalışıyoruz? Ya da neden kendimizi ispatlamaya çalışıyoruz? Bu kalabalıkta, bu aynılıkta, kendimizin ne kadar farklı olduğunu mu göstermek amacımız? O zaman neden farklı olmaya çalışıyoruz? Bu sorulara cevap ararken belki de sadece can sıkıntımı gidermek, kendimi ifade etme gereksinimi duyduğumda içimi rahatlatmak için yazıyorum. Belki de Ferah-aver'in (benim canım arkadaşımın) ne kadar güzel şeyler yazdığını görüp ona imrendiğim - belki de biraz kıskandığım - için... Ve tabi ki "ben de burdayım" demek için.